Doğru Beslenmenin Döl Verimine Etkisi

#

Günümüzde enfeksiyöz etkenler, artan süt verimi, artan süt verimine karşılık doğru sürü yönetiminin, konfor ve beslemenin yapılamaması döl veriminde ciddi düşüşlere neden olmaktır. İlk tohumlamada gebelik oranı %48 lere kadar düşmektedir. Bu durum işletmelerin sağılır gün sayılarının uzamasına, ekomonik süt verimlerinin azalmasına ve ciddi ekonomik sorunlara yol açmaktadır. Yapılan çalışmalarla anaç bir sığırın boş geçirdiği her gün 15 tl olarak hesaplanmaktadır. 

Anaç sığırlarımızı boş bırakmamak, istenilen döl verimi performansını yakalamak için doğru besleme çok büyük  rol oynar. Döl verimini olumsuz etileyen etkenlerin başında negatif enerji dengesi, düşük veya fazla rasyon proteini, yetersiz vitamin ve mineral ihtiva eden rasyonlar gelmektedir.

Besleme ve döl verimi arasındaki ilişkiye bakıldığı zaman en önemli başlığın negatif enerji dengesi olduğu dikkati çeker. Döl veriminin birinci aşaması; doğumu takip eden 40. günlerde gözlenecek kızgınlık hareketleridir. Kızgınlığın istenilen günlerde ve istenilen şekilde gözlenebilmesi kan insülin ve glikoz düzeyi ile doğrudan ilgilidir. Ovaryumun gonodotropinlere cevabını arttırmada ve folükül gelişimini stimule etmekte insülin en önemli faktördür. Folüküllerde üretilen östradiol kızgınlık belirtilerinin görülmesinde rol oynayan başlıca hormondur. Doğumu takip eden günlerde süt veriminin hızlı bir şekilde artması buna karşın kuru madde tüketiminin yeteri kadar artış göstermemesi negatif enerji dengesinin bir numaralı nedenidir. Bu dönemde süt üretimini karşılamak için inekler hızlı bir şekilde vücut depo yağlarını mobilize eder, bu durum ise negatif enerji dengesi olarak adlandırılır. Negatif enerji dengesinin diğer oluşturduğu sorun ise gebeliğin devamı için gerekli olan progesteron hormon salımının azalmasına neden olmasıdır. Negatif enerji dengesi hem corpus luteum büyüklüğünü olumsuz etkilemekte hem de corpus luteumdan salınan progesteron hormonunun kandaki düzeyini düşürerek embriyonun uterusa tutunma şansını azaltmaktadır. Yine negatif enerji dengesinin süresinin uzaması hem FSH hem de LH hormonlarının salınımı açısından olumsuzluk teşkil etmektedir. Özetlemek gerekirse negatif enerji dengesi; kızgınlık hareketlerinin oluşumundan, zamandan, şiddetinden başlayarak ovulasyon için gerekli hormonların salınımının azalmasına, embriyonun uterusa tutunması ve gebeliğin devamı için gerekli hormonların salınımına kadar reprodüksiyon ile doğrudan alakalıdır. 

Hayvanlarımızı negatif enerji dengesinden koruyabilmek kuru dönem beslemesi ile başlayan bir süreçtir. Kuru dönemde hayvanlarımızı ne kadar nişasta ve enerji yönünden dengeli rasyonlarla besler, bu dönemde kilo almasını engellersek negatif enerji dengesinden o kadar korumuş oluruz. Yüksek süt verimli sürülerde konu sadece kuru dönem ile bitmez. Sağmal dönemde de artan süt verimine karşın, hormonal nedenlerle düşen kuru madde tüketimine teşvik çok önemlidir. Bu dönemde kuru madde tüketimini artırmak için;

  • Kaba yem konsatre yem oranı konsantre yem lehine artırılmalı %40 kaba, %60 konsatre yem ihtiva eden rasyonlar kullanılmalıdır,
  • Kaba yem kalitesine bu dönemde daha çok önem verilmeli, saman gibi besin madde içeriği zayıf sindirimi zor kaba yemler rasyonda sınırlandırılmalı, bunun yerine yonca ve mısır silajı gibi besin madde içeriği güçlü, sindirimi daha kolay kaba yem kaynakları tercih edilemlidir,
  • Artan enerji ihtiyacını karşılayacak nitelikte sindirilebilirliği yüksek kaliteli hammadde kompozisyonu ihtiva eden by pass protein ve by pass yağ içeren konsatre yemler tercih edilmelidir.  

Rasyonlara ilave edilecek by pass yağ plazmada kolestrol düzeyini arttıracak bu ise corpus luteum ve corpus luteumdan salgılanacak progesteron hormonu için olumlu etki yapacaktır.

Yine bu dönemde rasyon proteini de toplam karma yemde %16-18 düzeyinde tutulmalıdır. Bu oranın altı ovaryum aktiviteleri üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Üzerinde olması ise oluşacak fazla azotun vücuttan atılması için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyması demektir. Böylelikle negatif enerji dengesinin daha da olumsuz etkilenmesi ve uterus pH’sının artması nedeni ile embriyo tutunma şansının azalması söz konusu olacaktır.

  • Rasyon nem oranına dikkat edilmeli, rasyon kuru maddesi en fazla %55 olacak şekilde ayarlanmalıdır.
  • Rasyonun partikül bütüklüğüne özen gösterilmeli ne çok ince kıyarak asidoza neden olunmalı, ne de çok kaba kıyım ile yem seçme davranışı tetiklenmelidir. 
  • Hayvanlara kuru madde tüketimini teşvik amaçlı rasyon hazırlanırken daha lezeetli yem hammaddeleri tercih edilmeli, acı ve ekşi hammaddelerden kaçınılmalıdır.
  • Kan insilün seviyesini ve kuru madde tüketimini arttırmak için doğumdan iki gün önce başlayarak, doğumu takip eden 5 gün boyunca propilen glikol içirilmelidir.


Rasyonlarda bulunması gereken vitamin ve mineraller de en az negatif enerji dengesi ve rasyon enerji, protein değerleri kadar önemlidir.

  • A vitamini yetersizliğinde, erken emriyonik ölüm oranında artış, geç ergenlik ve tohumlamada başarı oranının düştüğü, özellikle A vitamini ön maddesi olan beta karotenin rasyonlara ilavesi durumunda gebelik başına kullanılan tohum sayısının azaldığı, gebe kalma oranının arttığı gözlenmiştir.
  • E vitaminin kullanımı olan rasyonlarda bağışıklık sisteminin güçlendiği, buna bağlı doğum sonrası görülen eş atmama, klinik metrit ve mastit oranlarının azaldığı, eş atmama olgularının düştüğü tespit edilmiştir.
  • Selenyum eksikliği de üreme performansı yönünden ciddi kayıplara yol açmakta, östrus belirtilerinde azalma, retensiyo olgularında artış, doğum sonrası uterus motilitesinde azalma ve buna bağlı metrit olguları ile üreme performansında azalmaya neden olmaktadır. Yine yapılan çalışmalar döl verimi üzerine direkt etkili ovaryum kistlerinin de düşük Se düzeyli rasyonlarda daha sık karşılaşıldığını ortaya koymaktadır.
  • Tüm bunlara ilaveten rasyonlara dengeli ve doğru miktarda takviye edilmiş Mg, P, Zn, Ca ve Cu elementlerininin de hormon yapısına katılarak özellikle LH hormonunun pik yapması ve doğru zamanda ovülasyonla ilgili olumlu katkıları olduğu tespit edilmiştir.


Döl verimini olumsuz etkileyen beslenme faktörlerinin bir diğeri de özellikle silaj ve posa gibi öz su bakımından zengin, çabuk bozulma gösteren kaba yem kaynakları ve doğru muhafaza edilmemiş konsantre yem kaynaklarından ileri gelen mikotoksin yüküdür. Mikotoksinler pek çok hayati fonkiyonu olumsuz etkilediği gibi performans üzerine de ciddi olumsuz etileri vardır. Özellikle uterus epiteli rejenerasyonunun gecikmesi, hormonal üretiminin olumsuz etkilenmesi ve erken embriyonik ölümler gibi önemli ekonomik kayıplara neden olmaktadırlar. Rasyonla verilen mikotoksinlerin tümünü bağlamak mümkün olmamasına rağmen rasyona doğru toksin bağlayıcıların yeteri kadar katılması da döl verim parametrelerinin iyileşmesi yönünden oldukça etkilidir.


Dengeli rasyon yapısı, doğru besleme yönetimi ve doğru rasyon ilaveleri kullanılarak sürümüzde, döl verimi parametrelerinde artış sağlamak mümkün olacaktır.   

                                                                             Dr.Veteriner Hekim Serdar SIZMAZ